MCT Yağ (Orta Zincirli Trigliserit) Nedir ve Sağlığımız İçin Neden Önemli ?
(Son Duzenleme Tarihi: 27 Nisan 2018)

MCT Yağ (Orta Zincirli Trigliserit) nedir ve faydalarına girmeden önce yağ asitleri ve çeşitlerine bakmakta fayda var.

Yağ Asitleri Nedir?

Yağ asitleri neredeyse tamamıyla iki elementin (karbon ve hidrojen) değişik kombinasyonlarda bir araya gelmesiyle oluşuyor. Yağ asitleri, kendilerini oluşturan karbon zincirlerine her zaman çifter çifter bağlanan hidrojen atomlarının sayısına göre adlandırılıyor. Mesela “doymuş yağların” yapısındaki her bir karbon atomu bir çift hidrojene, yani bağlanabileceği maksimum sayıda hidrojen atomuna bağlanmış, hidrojene doymuş durumda. Eğer sadece bir çift hidrojen atomu eksikse, bu moleküllerin oluşturduğu yağ “tekli doymamış” yağ, birden fazla hidrojen atomu çifti eksikse, oluşan yağ “çoklu doymamış yağ” olarak adlandırılıyor.

Trigliserid denilen şey ise üç tane yağ asidinin bir gliserol molekülüyle birleşmesi sonucu oluşuyor. Bir trigliseride kendisini oluşturan yağ asitlerinin türüne göre tekli doymamış, çoklu doymamış ya da doymuş trigliserid deniyor

Tüm katı ve sıvı yağlar (vücudumuzdaki yağlar dahil)  trigliseridlerden oluşuyor.

Yağ Asitleri Çeşitleri

Yağ asitleri ve yağ asitlerinin birleşmesiyle oluşan trigliseridler, hidrojen atomlarına doymuşluklarına göre sınıflandırılabildiği gibi yağ asitlerini oluşturan karbon zincirlerinin uzunluğuna göre de sınıflandırılıyor :

  • 13-22 karbon atomu taşıyan yağ asitleri (dolayısıyla onlardan oluşan trigliseridler) “uzun zincirli” yağ asidi olarak adlandırılıyor.
  • 6-12 karbon atomu taşıyan yağ asitleri “orta zincirli” (MCT Yağ) yağ asidi olarak adlandırılıyor.
  • 3-5 karbon atomu taşıyan yağ asitleri “kısa zincirli” yağ asidi olarak adlandırılıyor.

Soframızda, yemeklerimizde kullandığımız her türlü yağ da farklı yağ asidi türlerini içerse de en fazla içerdiği yağ asidi türüne göre sınıflandırılıyor. Mesela zeytinyağı, doymuş ve çoklu doymamış yağ asitleri içerdiği halde ağırlıklı olarak tekli doymamış yağ asitlerinden oluştuğu için “tekli doymamış yağ”  olarak bilinir.

Karbon zincirlerinin uzunluğuna göre sınıflandırıldığında, diyetimizdeki yağların çoğu (%97’si) uzun zincirli yağlar. Orta zincirli (MCT Yağ) ve kısa zincirli yağ tanımına uyan yağlarıysa pek tüketmiyoruz.

12 tane ve 12’nin altında karbon atomu barındıran yağ asitleri daha uzun zincirli yağ asitlerinden farklı metabolize ediliyor. Orta ve kısa zincirli trigliseridler – tüketilen karbonhidrat ve şeker miktarından bağımsız olarak – keton cisimciklerine dönüştürülüyor. Uzun zincirli trigliseridlerin keton cisimciklerine dönüştürülmesi içinse ya ketojenik diyet ya da su orucu uygulanması gerekiyor. Ketonların özellikle beyin sağlığı ve beyin gelişimi için taşıdığı önemden bir önceki yazıda bahsetmiştim.

Bu yazılarımız ilginizi çekebilir:

Keton cisimciklerinin nöral yağların üretiminde; yani hem yeni nöronların yapımında hem var olan hasarlı nöronların tamirinde önemli rolü var. Ketonlar nörodejenerasyonu durdurmanın yanı sıra kaybedilen fonksiyonları tamir etme yeteneğine de sahiptir.

Orta zincirli trigliseridlerin (MCT Yağı) uzun zincirli trigliseridlere başka bir üstünlüğü de kan-beyin bariyerini geçebilmeleri. Uzun zincirli yağ asitleri ve trigliseridlerin aksine kan-beyin bariyerini geçebilen MCT Yağları ketonların yanısıra beynin glukoz yerine kullanabileceği yakıtlardan. Alzheimer hastalığında beyin hücreleri glukoz metabolizmalarındaki bozukluk sebebiyle aç kalarak ölüyor. Orta zincirli trigliseridler içeren yağlar tüketmek veya başka bir yolla vücutta keton seviyesini yükseltmek, özellikle beyni etkileyen hastalıklarda hücrelerin glukoz metabolizmasını by-pass ederek, beyin hücrelerini farklı bir yoldan besliyor ve beyin hücrelerinin ölmesini engelliyor.


MCT yağ içeren besinler

Ketojenik diyet ve su orucu gibi zahmetli yollara başvurmaya gerek kalmaksızın keton üretmemizi sağlayan MCT Yağının önemini – umuyorum – açıklığa kavuşturduktan sonra MCT yağı hangi besinlerde bulabileceğimize bakalım.

  • Hindistancevizi Yağı (MCT Yağ oranı %63)
  • Palm Yağı (MCT Yağ oranı %53)
  • Tereyağı (MCT Yağ oranı %12)

Tükettiğimiz katı ve sıvı yağların çoğu tamamen uzun zincirli trigliseridlerden oluşuyor. MCT Yağ kaynakları sayıca az. Bu açıdan bildiğimiz  en zengin kaynak %63’ü orta zincirli trigliseridlerden oluşan hindistancevizi yağı. Onu %53’le palm çekirdeği yağı izliyor. %12’si kısa ve orta zincirli trigliseridlerden oluşan tereyağ da ilk ikisi kadar fazla olmasa da MCT Yağ içeren sınırlı besin türlerinden. Tüm memeli türlerinin sütleri beyin gelişimi için çok önemli olan ketonların üretildiği orta zincirli trigliseridlere sahip. Tahmin edeceğiniz gibi, beyninin vücuduna oranla büyüklüğü diğer memelilerden fazla olan insanın sütü orta zincirli trigliseridler açısından inek, keçi vs. sütlerinden daha zengin. Beyin gelişimi için MCT yağa (orta zincirli trigliseridlere) duyulan gereksinim de insanlarda daha fazla.

Ayrıca, ilaç firmalarının hindistancevizi yağı ve palmiye çekirdeği yağından  bazı orta zincirli yağ asitlerini izole ederek elde ettiği MCT yağı var. MCT yağı Alzheimer, çeşitli sindirim bozuklukları, safra kesesi hastalığı, AIDS, çocuklarda epilepsi nöbetleri gibi çeşitli hastalıklar için kullanılabiliyor.

Ketonlarla ilgili Uyarı

Evet, ketonlar çok yararlı ve keton üretimini su orucu ya da ketojenik diyetle artırmanın özellikle nörolojik problemlerden muzdarip kişiler için faydası var. Fakat yağ metabolizmalarında nadir rastlanan genetik bozukluğu olanlar, Porfiri Hastaları için harcayacakları kalorinin çoğunu yağdan almaya çalışmak tehlikeli olacaktır.


Hindistancevizi Yağı Faydaları

Bu yazıyı yazarken Bruce Fife’nin yazdığı Stop Alzheimer’s Now! (Alzheimer’ı şimdi durdurun) isimli kitaptan yararlandım. Bruce Fife hindistancevizinin beyne yararlı, hastalıkları iyileştirici etkilerinden bahsettiği 2-3 rafı dolduracak sayıda kitap yazmış. Coconut Cures (hindistancevizi iyileştirir), The Coconut Oil Miracle (hindistancevizi yağı mucizesi) bunlardan ikisi. Ayrıca hindistancevizi unu kullanılarak yapılan glutensiz tariflerden oluşan bir kitabı da var.

Bu yazımız ilginizi çekebilir: İnanılmaz Faydalarıyla Hindistancevizi ve Hindistancevizi Yağı

Okuduğum ve kaynak olarak kullandığım kitabında Bruce Fife, hindistancevizi yağını beyin için yenilebilecek en mükemmel gıda olarak tanımlamış. Hindistancevizinde bolca bulunan orta zincirli trigliseridler (MCT) vücutta ketonlara dönüşüyor. Ketonlar, beynin süper yakıtı.MCT yağ içeren Hindistancevizi

Kitapta hindistancevizi yağının beyinle ilgili hastalıklarda kullanımına verilen ilk örnek, eşinin bilişsel yetilerinin erken yaşta yakalandığı Alzheimer hastalığının ilerlemesi yüzünden hızla zayıflamasına tanık olan Dr. Mary Newport ve kocası Steve Newport’un öyküsü. Dr.Newport, eşinin kabul edileceği bir yeni ilaç deneyi araştırıyor; ama hastalık fazla ilerlemiş olduğu için başvuruları reddediliyor.

Bu deneylerden birinde, test edilen ilacın etken maddesinin hindistancevizi yağından elde edilen bir yağ asidi olduğunu farkedince, “Neden hindistancevizi kullanmıyoruz? Kaybedecek neyimiz var?” diye sormuş kendi kendine ve  eşine günde dört yemek kaşığı  hindistancevizi yağı vermeye başlamış. Bu şekilde hastalığın ilerlemesini durdurmakla kalmamış; eşinin bilişsel becerilerinin ve hafıza kaybının epeyce düzeldiğini gözlemlemiş. Birkaç haftalık kullanımdan sonra bile, Alzheimer hastalarının durumunu anlamak için yapılan ve hastalığın teşhisini izleyen ilk zamanlarda Steve Newport için moral bozucu sonuçlar vermiş olan testler tekrarlandığında hastada farkedilir iyileşme gözlenmiş.

Dr. Mary Newport ve kocası Steve Newport’un öyküsünü içeren yazımız ilginizi çekebilir: Alzheimer Hastalığı Hindistan Cevizi Yağı ile Tedavi Edilebilir mi?

Hindistancevizi yağının enfeksiyonlara faydası

Hindistancevizi yağının içinde onbir çeşit yağ asidi bulunuyor. Hepsinin de farklı virüs, bakteri ve mantarları etkisiz hale getirebildiği biliniyor. İçinde bulunan yağ asitlerinin antibakteriyel, antiviral ve antifungal özellikleri sebebiyle hindidtancevizi yağı gıda, kozmetikler ve ilaçlarda kullanılmak üzere geniş şekilde incelenmiş.

Araştırmalar, hindistancevizinde bulunan yağ asitlerinin aşağıdaki hastalıklara faydalı olduğunu göstermiştir.

  • Gastrik ülserler
  • Sinüs enfeksiyonları
  • İdrar yolu enfeksiyonları
  • Dişeti rahatsızlıkları
  • Çürükler
  • Zatürree

Dr. Erguiza ve çalışma arkadaşları tarafından yapılan bir araştırmaya göre, standart antibiyotik tedavisine eklenen hindistancevizi yağı toplumdan bulaşan zatürree vakalarında hastanın daha çabuk iyileşmesini sağlıyor.

Hindistancevizi yağında bulunan antimikrobiyal ve antiviral özelliklere sahip yağ asitlerinden bazıları laurik asit, miristik asit, kaprilik asit ve kaprik asit. Çoğu doymuş ve MCT yağ asidi. Laurik asit, hindistancevizi yağının yarısını oluşturuyor ve yağın antibakteriyel, antiviral, antifungal etkisi en yüksek bileşeni.

Orta zincirli (MCT) yağ asitleri anne sütünde de bulunuyor ve bebeğin beyin gelişimine katkılarının yanısıra, bağışıklık sistemi henüz gelişmekte olan bebeği mikrop, mantar ve virüslerden koruyor. Hindistancevizi yağındaki orta zincirli yağ asitleri birçok mikroorganizmaya karşı etkili; fakat soğukalgınlığına sebep olan rinovirüs, hepatit A ve  – neyse ki – insan bağırsağında yaşayan yararlı bakterilere karşı etkisiz.

MCT Yağları ile ilgili yazılarımız ilginizi çekebilir:


Hindistancevizi yağının diş ve dişeti enfeksiyonlarına faydaları

Ağzın beyne yakınlığı sebebiyle diş ve dişetlerine yerleşen bakteriler nörolojik etkilere de yol açabilir. Ağızda herhangi bir yara, enfeksiyon veya enflamasyon olduğunda, burada  üreyen bakteriler kan dolaşımıyla vücudun diğer bölgelerine taşınır. Eğer bağışıklık sistemi iyi çalışıyorsa, vücudun başka bölgelerinde yeni enfeksiyonlar oluşmayabilir. Fakat dişlerde veya dişetlerinde farkedilmeyen, tedavi edilmeden kronikleşen küçük sorunlar bile kronik enflamasyona yol açabilir. Eğer enfeksiyon sinir hücrelerini, beyni etkiler hale gelirse nörolojik dejenerasyona yol açabilir. Alzheimer ve Parkinson hastalarının beyinlerinde bulunan virüs ve bakterilerin çoğu ağız kaynaklıymış.

Çoğu insanın diş ve dişetleriyle ilgili az ya da çok problemi vardır. Farkedilir bir problemimiz olmaması da maalesef ağız sağlığımızın garantisi değil. Galiba diş ve dişeti sağlığı için günlük bakımın da ötesinde birşeyler yapmak gerekiyor.

Hindistancevizi yağı ile “yağ çekmek” (oil pulling)

Bruce Fife’nin ağız bakımı için yaptığı öneri hindistancevizi yağı ile “yağ çekmek” (oil pulling). Yağ çekme  çok eski, ayurvedik bir tedavi yöntemi.  Ağza alınan bir kaşık yağ (geleneksel olarak susam yağı) yirmi dakika boyunca ağızda çalkalanıyor, dişlerin arasından çekiliyor. Bu şekilde ağızda çeşitli enzimlerle karışan yağın dilden ve tükürükten vücuttaki toksinleri, dişler ve ağzın içinden de zararlı mikroorganizmaları çektiği söyleniyor. Ayurvedik inanışlara göre, yağ çekmek otuz kadar sistemik hastalığı hafifletiyor veya iyileştiriyor.

Bu yöntem Batı’da yaygınlaştıkça, yağ çekmek amacıyla farklı yağlar da kullanılmış. Yağ çekmenin diğer hastalıklar ve akne gibi rahatsızlıklar üzerindeki etkisini denemeden veya bu konuda araştırmalar yapılmadan bilemeyiz; fakat içindeki antimikrobiyal, antiviral ve antifungal yağ asitlerinin varlığı düşünülünce ağız sağlığı için “oil pulling” amacıyla kullanılacak en etkili yağ hindistancevizi yağı gibi görünüyor.

Hergün aç karnına 1-3 defa 20’şer dakikalık seanslar halinde yağ çekilebilir. Yağ incelip beyazlaşınca yağı tükürme vakti gelmiş demektir. Çekilen yağ zararlı mikroorganizmalarla ve toksinlerle dolu olacağı için yutmamak lazım. Gargara yapmak da tavsiye edilmiyor. En iyisi yağı çöp tenekesine tükürmek; çünkü lavaboyu zamanla tıkayabilir. Uygulamaya alışmak için yağ çekme süresini başlangıçta 5 dakikada  tutup zamanla artırabiliriz.


Hindistancevizi yağının çevresel toksinler karşısında etkisi

Günümüzde hepimiz çok sayıda kimyasalla karşılaşıyoruz. Hazır gıdalardaki katkı ve boya maddeleri, bitkisel ve hayvansal gıdalara bulaşmış olan antibiyotikler, hormonlar ve böcek ilaçları, evde ve kişisel temizlik için kullanılan temizlik maddeleri, kozmetikler ve ilaçlarda bulunan kimyasallar, hava kirliliğine neden olan toksik maddeler hayat boyu vücudumuzda biriken toksinlerin bazıları. Toksinlerle karşılaşma anne karnında başlıyor ve bebek emzirilirken de devam ediyor.

Toplumda kanser, Alzheimer ve diğer kronik hastalıklara rastlanma sıklığının özellikle 20. yüzyılda artmış ve bugün de artıyor olması kısmen maruz kalınan çevresel toksinlere bağlanabilir. Çevremizden ve hayatımızdan toksinleri temizlemek belli ki mümkün olmayacak; bu yoldaki çabalarımız yetersiz kalmaya mahkum.

Bazı yiyeceklerin vücudumuzda biriken çevresel toksinleri toplama, nötralize etme ve vücuttan atılmalarına yardımcı olma kapasitesine sahip olduğu söyleniyor. Çevremizin yeterince temizlenmesini sağlayamasak da, diyetimize bu gıdaları katarak vücudumuzu bir miktar detoksifiye edebiliriz. Hindistancevizi yağı da çeşitli kimyasalları etkisiz hale getirebilen bir besin.

Hindistancevizi yağı, antioksidan, anti-enflamatuar ve bağışıklık sistemini kuvvetlendiren etkilerinin yanısıra tüm vücutta oksijen dolaşımını artırıyor.

Hayvan deneylerinde en yüksek oranda  hindistancevizi yağında bulunan orta zincirli trigliserdlerin hayvanları çeşitli kanserojen maddelerden koruduğu gösterilmiş.

Tahılları, özellikle mısırı etkileyen kanserojen mantarlardan, aflatoksinlerden bahsedildiğini duymuşsunuzdur. Aflatoksinler de  hindistancevizi yağının üzerinde etkili olduğu tahmin edilen toksik organizmalar arasında. Türk mutfağında bolca tahıl (özellikle buğday) kullanılması  diyetimize hindistancevizi yağı katmak için bir sebep daha veriyor bize.

Dış kaynaklı toksinlerden etkilendiğimiz gibi vücudumuzda bulunan bakterilerin zararlı atıklarından da (endotoksinler) etkileniyoruz. Hindistancevizi yağının endotoksinler üzerindeki etkisi de hayvan deneyleriyle gösterilmiş.


Hindistancevizi yağının Tip II Diyabete Faydaları

Hindistancevizi yağı, en başta birçok hastalığa zemin hazırlayan insülin direncini kırmakta yardımcı. Araştırmalar,  orta zincirli yağ asitlerinin insülin direncini ve diyabet semptomlarını hafifletmekte etkili olduğunu gösteriyor.

Yemeklerle yenen (veya yiyeceklere eklenen) yağ – özellikle hindistancevizi yağı – şekerin kana daha yavaş karışmasını sağlıyor. Yemeklerle birlikte, yemeklerden hemen sonra veya öğün aralarında alınan hindistancevizi yağı kan şekerinin çok yükselmesini önlüyor.

Stop Alzheimer’s Now’da verilen tip II diyabet hastası tanıklıklarına göre hindistancevizi yağı kan şekerini düzenlemede yardımcı; hatta insülin iğnesi ihtiyacını bile azaltabiliyor. Bu tanıklıklara dayanarak şu da iddia ediliyor : hindistancevizi yağı sadece kan şekerini düzenlemekle kalmıyor; insülin direncinin vermiş olduğu zararların da geri çevrilmesini sağlayabiliyor.

Diyabet hastalığı sinir harabiyetine neden oluyor. Tüm vücuttaki sinirlerin diyabet yüzünden dejenere olmasına “diyabetik nöropati” deniyor. Sinir harabiyeti genellikle el ve ayaklarda ağrı veya his kaybı şeklinde ortaya çıkıyor. Diğer belirtiler arasında sindirim sistemi bozuklukları, kas zayıflığı veya krampları, mesane problemleri, baş dönmesi, konuşma ve görmeyle ile ilgili sorunlar sayılabilir.

Bu yazımız ilginizi çekebilir: Hindistan Cevizi Yağı’nın Cilde 18 Faydası

Nöropatiye genellikle dolaşım bozuklukları da eşlik ediyor. Özellikle el ve ayaklarda dolaşımın kötüleşmesi, his kaybıyla birleşince kangren ve uzuvların kesilmesi gibi sonuçlara yol açabiliyor. Hindistancevizi  yağı dolaşımı iyileştiriyor; el ve ayaklardaki sinir harabiyetini durdurarak geri çeviriyor. Hindistancevizi yağının sinirler üzerindeki tamir edici etkisini beyinde ve diğer sinir hücrelerinde de gösterebileceğini ummak herhalde yanlış olmaz.  (Burada özellikle diyabet hastalarına ve hasta yakınlarına HBOT – Hiperbarik Oksijen terapisinin pozitif etkilerini hatırlatmak istiyorum.)

Hindistancevizi yağı kullanmak nörodejeneratif hastalıklara faydalı

Hindistancevizi yağı kullanmak, Alzheimer, Parkinson, ALS (Lou Gehrig hastalığı), multipl skleroz, Huntington, bunama ve diğer nörodejeneratif hastalıklar için denenebilecek, umut vadeden bir yöntem. Gözümüzün önündeki bu doğal ve muhtemelen etkili çözümü birkaç araştırmacı ve bir ilaç üreticisi firma dışında tıp dünyasının farketmemiş olmasını şaşırtıcı bulan Dr.Julian Whitaker şöyle demiş :”Artık Alzheimer hastalığı, Parkinson, bunama, MS, ALS ve diğer nörodejeneratif rahatsızlıkları olan tüm hastalarıma keton terapisini tavsiye ediyorum. Down sendromu, otizm ve diyabetli kişiler için de faydalı olacağını ileri sürmek için kanıt var.”

Hindistancevizi yağı gün içinde birkaç doza bölünerek tüketilirse, kandaki keton düzeyi düşürülmeden korunmuş olur. Bu arada karbonhidrat tüketimini kısıtlayabilirseniz ketojenik diyete yaklaşmış olursunuz. Bruce Fife nörodejeneratif hastalıklarda günde üç kez hindistancevizi yağı alınmasını öneriyor. İki kaşık sabah – yani vücutta keton seviyesinin en düşük olduğu zaman -, 1 veya 2 kaşık öğlen ve 1 – 2 kaşık akşam öğünüyle olmak üzere toplam beş kaşık. Yağın yiyeceklerle beraber alınmasını öneriyor. Hinditancevizi yağı istenirse pişirme yağı olarak, yiyeceklerin hazırlanmasında da kullanılabilir.

Bruce Fife, ölçü olarak verdiği yemek kaşığının klasik yemek kaşığı değil, 15 mililitrelik bir ölçü olduğunu da eklemiş. Ayrıca sadece sayılan hastalıklardan muzdarip kişilere değil, bu tip hastalıklar birden ortaya çıkmadığı, bazen ilk belirtileri verene dek beyne büyük hasar vermiş olabileceği için nörodejeneratif hastalıklardan korunma amacıyla da hindistancevizi yağı kullanmayı öneriyor.

Hindistancevizi yağı 24,5 santigrat derecenin üstünde sıvı, altındaysa katı halde bulunur. Dengeli, kolay bozulmayan bir yağ olduğu için buzdolabında saklamaya gerek yok ve pişirme yağı olarak ocakta, fırında rahatlıkla kullanılabilir.

kaynaklar :

 

[Toplam:1    Ortalama:5/5]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here