(Last Updated On: 27 Nisan 2018)

“Mesleklerine ve hastalarına duydukları sevgi için ödedikleri bedellerin karşılığını biz onlara asla geri ödeyemeyiz.”

Mağusa Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzman Doktoru Haluk Harutoğlu ile gündelik hayatı üzerine sohbet yapmayı planlıyordum. Doktorların bizler gibi gündelik hayatlarının olmadığını o gün anladım. Eve dönüş yolunda gözyaşlarına boğuldum ve öğrendim ki “Mesleklerine ve hastalarına duydukları sevgi için ödedikleri bedellerin karşılığını biz onlara asla geri ödeyemeyiz.”

Konuşmanın başında her soruma kısa cevaplar veren demir bakışlı hekimin kırılma noktasını keşfetmem ise uzun sürmedi. Pek çok babanın olduğu gibi, onunda en hassas ve kırılgan noktası kızıydı.

Nerede doğdunuz?

“Mallıdağ”

Doktor olmak çocukluk hayaliniz miydi?

“Hayır”

Doktor olmayı nasıl seçtiniz?

“En yakın arkadaşımın etkisiyle seçtim.”

Meslek hayatınıza ne zaman başladınız?

“1982 yılında üniversiteye başladım. 1988’de mezun olduktan sonra 1993 de ihtisasımı tamamladım ve 1994 mart ayından beri Mağusa Hastanesi’nde görev yapıyorum. 1994’den 1996’ya kadar askerlik görevimi de hastanede yaptım. 1996 yılından günümüze kamu doktoru olarak görev yapıyorum.

Olmazsa olmazınız nedir?

“Dürüstlük”

Hayatta vazgeçilmezinizin nedir?

“Dürüstlük”

Tüm hayatını mesleğine adamış… Hekimlik mesleğindeki ilk yıllar ile bugünü kıyaslamasını istediğimde, kısa cevaplar veren demir bakışlı hekim gitti yerine bambaşka biri geldi.  Tam donanımlı bir hastanede ihtisasını yapıp Mağusa’ya geldiği ilk yılları büyük bir üzüntü ile anlattı. O yıllarda ilkel ve yetersiz olan hastanede çalışmış olmanın zorluklarını dün gibi anımsıyor. Yapabilecekleri operasyonların alet yetersizliği veya imkansızlıklar yüzünden yapılamadığını anlatırken hastalarından ailesinin bir ferdi gibi bahsediyor.  İmkansızlıklar yüzünden müdahale edemediği hastalarının onda yarattığı acıyı gözlerinde görüyorum. Mesleğe yeni başladığı yıllardan bugüne kadar geçen hayat serüvenini bir nefeste anlattı. Hayatının yirmi yılını anlatırken anladım ki tüm yaşamını doktorluk mesleğine ve hastalarına adamış.  Mağusa Hastanesi’nde dokuz sene boyunca tek ortopedist olarak çalışmış. Dokuz yıl boyunca hastanede evinden daha fazla zaman geçirmiş. Her kazada, her kırık çıkık vakasında gece hastaneye gelmiş ve pek çok kez eve gidemeden ertesi günkü mesaisine başlamış. Dokuz yıl gibi uzun bir süre bu kadar zor şartlarda çalışmanın ve kızından uzakta olmanın onu nasıl etkilediğini soruyorum. Sert görünümlü, otoriter doktorun kızından bahsedince gözlerindeki demiri kesen bakışlar yerini evlat aşkına bırakıyor. Sesinin tonu değişiyor, benim boğazımda ise kocaman bir düğüm oluşuyor.

“Kızımın ilk doğum gününde kızımın yanında değildim. Doğum günü için planladığımız gibi ilk başta yanında olacaktım ama aynı gün olan bir kaza vardı, yerime geçecek doktor olmadığı için doğum gününde hastaneye gitmek zorundaydım. Yanında olamadım.” Dedikten sonra susuyor. Bende susuyorum.

Kızınız sizin gibi doktor olmak istiyor mu?

“Yurt dışında moda tasarım eğitimi alıyor. Kızıma ortaokulda doktor olmanın acıları da paylaşmak anlamına geldiğini anlatmıştım. Gece acile gitmesi gerektiği ya da hastalara sağlık dağıtırken onlarla beraber acılarını paylaşmak anlamına da geldiğini söylemiştim. O günden sonra modacı olmak istediğine karar verdi ve o yönde kendini yetiştirdi.

Birlikte nasıl zaman geçirirdiniz?

diye soruyorum, önce iç çekiyor. Sonra derin bir nefes alıyor. Onun aldığı derin soluk ile beraber odadaki tüm oksijenin tükendiğini ve düşen omuzlarında  kızını ne kadar özlediğini hissediyorum.

“Kızım iki yaşına gelene kadar evdeki yokluğumun çok farkında değildi.  Şanssız bir çocuktur kızım. Kızım dört yaşına geldiğinde çocuğumla daha fazla zaman geçirmek için kliniğimi kapattım. Belki özelde çalışsam çocuğuma daha fazla maddi olanak sağlayabilirdim ama baba “Parka gidemedik.” diyebilirdi. Sevdiklerimizle geçirilecek zaman para ile satın alınmıyor, iyi ki kliniğimi kapatmışım.”

Doktor olmanın ülkemizdeki dezavantajları nelerdir?

“Kaza var gel dediklerinde en yakın arkadaşını görebilirsin ve bir başka sefer de en yakın arkadaşının çocuğunu kaybettiğini sen onlara söylemek zorunda kalabilirsin. Bu iki acıyı da yaşadım. Bizler, Türk filmlerindeki ailenin kucağına yeni doğan çocuğu veren ve mutluluk dağıtan  doktorlardan öte acıyı da paylaşan insanlarız. Hasta mutluysa bizde mutluyuz ama hastanın acısının ve kaybının olduğu durumlarda sevgiyi değil acıyı paylaşıyoruz aslında.”

Doktor olmak, meslek hayatınız boyunca eğitimlerin sürdüğü mesleklerden biri, eğitimler için Kıbrıs’ta olmadığınız dönemlerde hiç dönmemeyi düşünmediniz mi?

Doktorluk sürekli kendini geliştirdiğin bir alan olduğu için bizler internetten izleyerek yenilikleri takip edemeyiz. Eğitimlerim için üç ay ve altı ay gibi uzun zamanlar yurtdışında kaldığım oldu.  Kıbrıs aşığıyım. Benim yaşamak istediğim tek yer bu topraklardır.

Altı ay yurtdışında olduğunuz sürede kızınızı özlemediniz mi?

“Onun için yolumu değiştirmişim. Kliniğimi kapattım. O benim birtanem. İnsan evladını nasıl özlemez.”

Haluk Bey röportaj için çoktan mesaisini bitirmiş ve beni hastanede beklemişti.  Yorgundu. Kızından ve mesleğinden bahsederken tavrı, enerjisi ise her ikisine olan büyük tutkusunun göstergesiydi.

Özel günler kızınız ve sizin için ne anlam ifade ediyor?

diye soruyorum. Gözlerini benden kaçırıp masaya bakarak cevap veriyor. “Hiçbir bayramda ve yeni yıl akşamlarında plan yapamadık. Herkesin mutlu olup hayata koştuğu günlerde bizler tedbirli olmak zorundayız. Hep öyle yaşadık.”

Bir daha asla olmasın dediğiniz olay nedir?

Bütün kazalarda ölenler, özellikle çocuklar asla tekrarlanmasın. Kaza var gelin dediklerinde ilk aklıma gelen; Kim acaba, kızım mı? Arkadaşlarımdan biri mi? Ya ölümlü bir kaza ise! Sevdiklerine ailelerine bunu bir kez daha nasıl söyleyeceğim, diye düşünüyorum. Hastaneye  gelip müdahale edene kadar son ana kadar bilemiyoruz kim olduğunu.  Örneğin İstanbul’da herhangi bir doktorun böyle sorunu yoktur. Ben her kaza olduğunda hastaneye kimdir acaba diye düşünerek gelirim.”

Ölümle çok iç içesiniz korkuyor musunuz?

“Genç insanların, sevdiklerimizin ölmesinden tabii ki büyük üzüntü duyarım.”

Hastane dışında neler yapıyorsunuz?

Mesai bitince iş bitmiyor. Eve gidince hastamızın tedavisi veya daha iyi olması için araştırmaya devam ediyoruz. Doktorluk her zaman kendinizi geliştirmeniz ve araştırmaya devam ettiğiniz bir alandır. Bir doktorun yaşamı doktorluktur. Hastane dışında da bizler yine doktoruz. Hastanede olmadığım zamanlarda doğa ile baş başa olmayı severim. Kıbrıs’a ait ağaçları yetiştiririm. Balığa giderim.”

Geriye dönüp baktığınızda dünden bugüne neler söylemek istersiniz?

“Dokuz yıl boyunca her gece belki de hastaneye geldim ve bazı geceler geri eve dönmedim. Ben işimi yaptım. Vicdanım rahat, işimin başındaydım. Evde kızım, bensiz kaldı.  Bizler görevimizi yaparken çocuklarımız,  ailelerimiz zorluk çekiyor ve mağdur oluyorlar. Koşullar bizlerle beraber ailelerimizi yıpratıyor. Doktor işini yaparken ailesi mağdur oluyor.  Yeni yasa sonrası ise kimse benim kadar cesur olamayacak. Ben kliniğimi çalıştırmayayım kamu maaşım ile çocuklarımı büyütürüm diyemeyecek. Okul masrafı maaşı kadar olacak.”

Doktor Haluk Harutoğlu’na son olarak elinizde olsa neyi değiştirirsiniz diye soruyorum “Ameliyathaneyi değiştiririm”  diye yanıtlıyor. Bense tüm dünya ülkelerini gezerdim ya da kendime bambaşka bir hayat kurardım gibi bir cevap bekliyordum oysa. Elinde fırsat olduğunda kendi yaşantısını daha iyi değiştirmek varken hastanedeki ameliyathaneyi değiştirmeyi düşünen böyle doktorlara sahip olduğumuz için gurur duyuyorum. Neden “Mağusa’nın en sevilen doktorlarından” diye tanımlandığını artık biliyorum.

Acilde kaza var dediklerinde gidip karşılaştıkları; en yakın arkadaşı ve arkadaşlarının çocuklarının kaybı; onlar için duyduğu acı, yıllardır yanındayken bile evladına duyduğu özlem yüreğimi acıtıyor ve gözyaşlarımla evimin yolunu tutuyorum…

 Derya ATAMER

[Toplam:1    Ortalama:5/5]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here